ANAYASAYI HALK OYUNA, AYNİ GÜN SEÇİME!

Uncategorized

BİZDE GÜVEN Mİ OLUŞTU?…“UBP’de CTP’ye karşı güvensizlik oluştu da bizde UBP’ye karşı güven mi gelişti? Herşeyden evvel bunu söylemek lazım. Siz biz siyasi parti ile diyalog kuracaksınız. Ondan sonra çıkacaksınız, o siyasi partiyi sahtekarlıkla, Ruma hizmet etmekle, hainlikle, çeşit çeşit suçlamalarla suçlayacaksınız ve buna diyalog diyeceksiniz.”‘EVET’ DERLER YA SONRASI…“UBP ve DP’ye şu çağrıyı yaptık. Gelin anayasayı ve diğer yasaların hepsini ele alalım, değiştirelim. Bunlar gerçekleşince o zaman seçim tarihini de görüşelim. Böylece anayasanın halkoyuna sunulma günüyle, seçim tarihi aynı gün olsun. Teklifimiz budur. Tabii ki denizdeki balığın pazarlığı olmaz. Bize evet derler sonra her zaman yaptıklarını yaparlar”

“TANINMA”YI UBP BİLE TALEP ETMEDİ…“UBP liderliği 24 Nisan referandıumu nedeniyle bu referandumda hayır oyu kullanan bir parti olarak bir bildiri dağıttı. Bu dağıttığı bildiride de ben ‘KKTC tanınsın’ diye bir ibare okumadım. Bu nasıl iştir. Kendinin bile kendi bildirisine yazmadığı, talep etmediği bir siyasetin bir hükümet tarafından bir cumhurbaşkanı tarafından izlenmiyor diye eleştirisini yapmak hangi vicdana, hangi akla, hangi gerçeğe veya yiğitliğe sığar.”

UBP SİYASİ ORUCA GİRMELİ… “Kıbrıs Türk halkı iki tane çözüm planını kabul etmiştir. Biri 1986 Perez De Culer Belgesi’dir, İkincisi BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın oluşturduğu BM çözüm planıdır. Bunları kabul eden bir halkın karşısına çıkıp, ‘milli dava bundan farklıdır’ diye konuşmak milliyetçilik değildir. Eğer milliyetçilik buysa UBP liderliği kendini büyük ölçüde günahlarından arındırmak için siyasi oruca götürmek zorundadır.”

ORTAĞIMIZ BİLİYOR…“Tüm bu görüşme süreçlerimizi ortağımıza da aktarıyoruz. Onlarında bilgisinde bu görüşmeleri yapıyoruz. Birşey gizlemiyoruz. Onlarda anayasa değişikliği ve diğer başka çalışmalarda katkılarını koymaya hazır olduklarını bize söylüyorlar.”

Fayka ARSEVEN

CTP-BG Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, DP ile önümüzdeki günlerde bir araya geleceklerini söylerken, erken seçim tarihinin ise Cumhuriyet Meclisi’de kurulacak diyalog ve yapılacak yasal değişiklikler sonucu görüşülebileceğini vurguladı.

 

UBP ve DP’nin 8 aydır hükümet oluşumunu bahane ederek, meclis çalışmalarını boykot ettiğini anımsatan Soyer, “UBP liderliği şunu söylemektedir; ben ya hükümet olurum ve meclise katılırım ya da hükümet olmazsam ben çok partili, demokratik sistemde yokum ve sorun çıkarırım demektedir. Bu bir şantaj politikasıdır” dedi.

UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu’nun, CTP-BG Genel Başkanı ve Başbakan Soyer’in partiler arası diyalog sürecini kestiğini ve CTP’ye karşı bir güvensizliğin oluştuğunu söylemesi üzerine Soyer,  “UBP’de CTP’ye karşı güvensizlik oluştu da bizde UBP’ye karşı güven mi gelişti? Siz biz siyasi parti ile diyalog kuracaksınız. Ondan sonra o siyasi partiyi sahtekarlıkla, Ruma hizmet etmekle, hainlikle, çeşit çeşit suçlamalarla suçlayacaksınız ve buna diyalog diyeceksiniz” diye tepki gösterdi.

 

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, YeniDÜZEN’in sorularını yanıtladı.

YeniDÜZEN: UBP ve DP, yaklaşık 8 aydır hükümet oluşumunu gerekçe göstererek, meclis çalışmalarını boykot ediyor. Aylardır süren boykot ile DP ve UBP’nin erken seçim yönündeki istemlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

SOYER: KKTC’de ekonomik ve siyasi gelişmeler elbette her alanda yeni ile eskinin yer değiştirmesi şeklindeki bir tartışma noktasında sürmektedir. Bu da doğaldır. Çünkü gelişme ve ilerleme her zaman için kendi içinde bulunduğunuz durumu aşmaya dönük, çaba harcadığınızda buna direnen, kuşku duyan veya yeniyi farklı noktada şekillendirmek isteyenlerle bir tartışma zenginliği doğar. KKTC’de önemli bir gelişme vardır. Bu gelişme yalnıca ekonomik anlamda değil, büyük ölçüde demokratik, insani değerlerin ve 21. yüzyıla ayak uydurma arayışlarının bütün insanımızda yol açtığı yeni düşünce ve arayışlar şeklinde kendini göstermektedir. İnsan içinde bulunduğu ortamdaki değişmeleri kendi yaratsa bile ilk anda hissetmez. Bu bir gelişme olduktan sonra görülür. Bu gelişmeyi dış dünyadan, dış gözlemciler ve kendi içimizde de pek çok insan büyük ilgi ve dikkatle izlemektedir. Bu gelişmeyi daha da hızlandırmamız lazım. Şimdi bu gelişmenin büyük ölçüde iki tane büyük sıkıntısı vardır. Biri; Kıbrıs sorunu, ekonomik gelişme ve siyasal düzlemde mevcutu yani statükoyu koruma ihtiyacı hissinde olan insanların direnişidir ya da orta yere çıkardıkları yapay sıkıntılardır. Bu bakımdan siyasal düzlemdeki gelişmeye bakarsak, UBP başkanlığı başta olmak üzere bir kısım siyasi gelişmeler ve dün taraf olan siyasi odaklar, Kıbrıs Türk halkının dünyayla bütünleşme, Avrupa ile bütünleşme, Kıbrıs sorununu çözme noktasındaki pozisyonundan dolayı rahatsızdır. Kıbrıs Türkü’nü bugüne kadar soyutlayan ve dünyadan koparan eski anlayışların gündeme gelme çabası içerisindedirler. Çağı ve gelişmeleri okuyamamaktadırlar. Bundan ötürü direniş göstermektedirler. Bunu da doğal karşılıyorum. Ama doğal olmayan nokta uyguladıkları metodlardır. Örneğin UBP, hükümet oluşumunu gerekçe göstererek, meclis çalışmalarına katılmamaktadır. Bunun adınada boykot demektedir. Çok söyledim bu bir boykot değildir. Bu genel kurul komite çalışmalarına katılmamaktadır.

Şantaj politikasıdır

Burada ortaya yere sürülen ana gerekçelere bakalım; Birincisi bu gerekçeler UBP liderliğinin  çok partili, demokratik sisteme inançsızlığı ve kendine güvensizliğini içermektedir. UBP demektedir ki; meclise girersek ne olacak? Hükümet çoğunluğu vardır. CTP’de ben yaptım oldu, anlayışı  içindedir. Dolayısıyla içeri girmeye, hiçbir neden yoktur. Bu yanlış tavrını gerekçelendirmektedir. Yani UBP liderliği şunu söylemektedir; ben ya hükümet olurum ve meclise katılırım ya da hükümet olmazsam ben çok partili, demokrarik sistemde yokum ve sorun çıkarırım demektedir. Bu bir şantaj politikasıdır. Bu hiçbir demokratik hukuk devleti ve çok partili demokrasi anlayışına uygun değildir. 1976’dan beri CTP önce iki milletvekili ile ezici bir meclis çoğunluğu karşısında yer aldı. Daha sonra 1981, 1985, 1990 seçimleri ve daha sonraki süreçlerde CTP belli bir dönem hariç mecliste azınlıkta olan bir parti oldu. Ama sayısı ister 2 ister 6 ister 12 olsun CTP her adımda mecliste yer aldı ve hükümet ve iktidar eden çoğunluğun siyasi tavırlarına halkın ve kendi dünya görüşünün ihtiyaçları doğrultusunda muhalefet yaptı. Meclise ve ülkeye katkı sağladı. Hiç ne boyun eğdik, ne yıldık, ne sırtımızı döndük, ne de bizi hiçbir zaman takmayan bazı durumlarda meclis çoğunluğu var diye belli bir hayıflanma içerisine girdik. İnandığımız tek birşey vardı halka hizmet… İktidar veya muhalefet olmak bir unsurdur. Ama esas unsur mecliste ve çok partili yaşamda iktidar olmak değildir. Halka hizmet etmektir. 2003 yılında yaklaşık 320’ye yakın yasa meclisten çıktı ki UBP-DP’nin çok büyük bir çoğunluğu vardı. Bu dönem en gergin siyasi tartışmaların olduğu dönemdi. Aynı zamanda 1998-2003 arası ekonomik yıkım, bankaların iflası, Kıbrıs sorunu gibi çok büyük alt üstlüklerin yaşandığı dönemdi. Buna rağmen CTP 5 veya 6 kişilik grubuyla, karşısında meclis çoğunluğu var diye boyun eğmedi ve her adımına muhalefet etti. Her adımına görüş önerdi ve pekçok olgunun gelişmesine katkı sağladı. Nitekim 2003’te 320’ye yakın yasanın yarısı oybirliği ile meclisten çıktı. Geriye kalanlar oyçokluğu ile çıktı ama bunlara da CTP katkısını koydu. Bu bakımdan bu gerekçe tamamen gerçek dışı bir gerekçedir. UBP liderliğinin ya ben hükümet olurum ya da hükümet olmazsam herşey yansın, batsın anlayışı içerisinde olduğu bir görüştür.

“Denizdeki balığın pazarlığı olmaz”

İkinci nokta; hükümet kurma gerekçesini öne sürdüler ve bu boykotu yaptılar. Erken seçim talebini de bunun için istiyorlar. Biz ise Kıbrıs Türk halkının demokratik kurumsallaşmasına önem veriyoruz. Bunun için Anayasa, Siyasi Partiler Yasası, Seçim Yasası ve Meclis İçtüzüğü gibi demokratik konular önemlidir. Biz bundan dolayı UBP ve DP’ye şu çağrıyı yaptık. Gelin anayasayı ve diğer yasaların hepsini ele alalım, değiştirelim. Bunlar gerçekleşince o zaman seçim tarihini de görüşelim. Böylece anayasanın halkoyuna sunulma günüyle seçim tarihi aynı gün olsun. Teklifimiz budur. Tabi ki denizdeki balığın pazarlığı olmaz. Bize evet derler sonra her zaman yaptıklarını yaparlar. Onun için kuralımız çok açıktır. Anayasanın değiştirilmesi mecliste üçte iki çoğunluk ister. Önce anayasa değişiklikleri görüşülecek, üçte iki çoğunluğu göreceğiz ve bize bunu garantileyecekler. Buna bağlı olarak seçim tarihi konusunu da bağlayacağız. Bu konuya  DP Genel Başkanı Serdar Denktaş büyük ilgi gösterdi ve kendisiyle bu konuda ana prensiplerde hemfikir olduk. Serdar Denktaş, UBP ile görüştü. Bize haber iletti ve bu çerçevede buna UBP’nin de yakınlaştığını söyledi. Çok güzel…Şimdi bununla ilgili meclis başkanımız danışma kurulunu, başkanlık divanını toplayacak, siyasi partiler buraya katılacak. Bunun görüşülmesi, işlemesi ve prosedürel noktalar ortaya çıkacak ve meclisin içerisinde bu diyalog kurulacak. Meclisin ilgili komitelerinde anayasa ve diğer yasaların değişiklikleri görüşülecek. Bunlar meclis genel kuruluna sunulacak ve seçim tarihini de bu çerçevede görüşecek. Önemli olan Kıbrıs Türk halkının 21. yüzyılın ihtiyaçlarına AB ve çözüm süreçlerine, ekonomik ve teknolojik gelişmelerin ihtiyaçlarına uyum sağlamasıdır. Bunun için eteğinde taş olan herkes orta yere koymalıdır. Biz bu çağrıyı yapıyoruz.

YeniDÜZEN:Geçtiğimiz hafta UBP ve DP biraraya gelmişti. DP’nin CTP’den görüşme talebi var mı? Bu görüşmeye UBP’de katılacak mı?

SOYER: DP ile görüşme önümüzdeki günlerde belli olacak. UBP’nin de bu toplantıya katılacağı yönünde bilgi verildi. Bunu hep beraber göreceğiz.

‘Ben buyum mantığı’

YeniDÜZEN:UBP geçen diyalog sürecinde CTP’nin bazı gerekçelerle diyalog sürecini kestiğini ve CTP’ye karşı bir güvensizliğin oluştuğu dile getirildi. CTP’nin diyalog süreciyle ilgi UBP’ye karşı tavrı nedir?

SOYER:UBP’de CTP’ye karşı güvensizlik oluştu da bizde UBP’ye karşı güven mi gelişti? Herşeyden evvel bunu söylemek lazım. Siz biz siyasi parti ile diyalog kuracaksınız. Ondan sonra çıkacaksınız, o siyasi partiyi sahtekarlıkla, Ruma hizmet etmekle, hainlikle, çeşit çeşit suçlamalarla suçlayacaksınız ve buna diyalog diyeceksiniz. Bu diyalog değildir. Üstelik biz bu ilk görüşmeyi kesme gerekçemiz olarak, partimize, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a, meclise dönük olarak düşmanca saldırganlığı gerekçe göstermiştik.

 

Bunu gerekçe gösterdikten sonra UBP liderliği bunu daha da artırmaya başladı. Örneğin bana politik cehaletten sözetti, böyle tanımladı, cahil dedi. Cumhurbaşkanı’na ağza alınmayacak sözler söyledi. Meclisi, hükümeti, cumhurbaşkanını takmadığını ifade eden tarzlar söyledi. Demek ki dialoğu istemez. Çünkü diyalog kuracağın siyasi parti, örgüt sana bu dialoğun olabilmesi için kendi kurumsal varlığına dönük, hakaret etme dediğinde sen bu hakaretleri daha da ağırlaştırırsan demek ki gerçekte dialoğu kurmak istemiyorsun. UBP’nin tavrı ‘meclise ancak hükümet olursam girerim, meclis çoğunluğu bendeyse girerim’ diyen dayatmacı tavrı gibi kendi uslubü, metodu, ihtiyaçları, hislerini herkesin aynen kabullenmesini istemektedir. Kendinden farklı olana, farklı olanın hassasiyetine, ihtiyaçlarına, kimliğine, değerlerine hiçbir önem vermeden yalnızca ‘ben buyum mantığı’ ile hareket etmeye çalışmaktadır. Bu da diyalog denen hadisenin olmamasının veya arzulanmamasının bir sonucudur.

‘KKTC tanınsın’ diye bir ibare yoktu”

YeniDÜZEN: Muhalefet partileri tarafından Kıbrıs sorunu konusunda izlediğiniz politikalarınız da eleştiriliyor. Özellikle hem Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın hem de sizin Annan Planı hakkındaki açıklamarınız tepkiye neden oldu. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

SOYER: Bugün Güney Kıbrıs çözüm olmadan AB’ye üye olmuştur. Güney Kıbrıs’ın AB’ye üye olmasının bir numaralı sorumlusu bugün bu eleştirileri CTP’ye, hükümete ve cumhurbaşkanına yönlendirenlerdir. Yani UBP liderliğidir. Bu liderlik Güney Kıbrıs’ın tek yanlı AB’ye üye olmasının, yanlış politikalar sonucunda buna imkan sağlamasının tahrihsel vebalini asla boynundan çıkaramayacaktır. Bu bir gerçektir. Burada benim dikkatimi çeken birşey vardır; Papadopulos’un sözcüsü Paşaradis, ‘Annan Planı için morgtadır’ ifadesini kullandı. Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, ‘Annan Planı’ öldü diyor. Ne kadar garip, kendini milliyetçi olarak adleden UBP liderliğide aynı şekilde aynı sözü söylüyor. Nitekim bunun garipliğini şundan görmekteyiz; Rum Yönetimi eski Cumhurbaşkanı Klafkos Kleridis yaptığı açıklamalarda ‘Annan Planı’nı reddeden, Türk liderliğinin Rumlar heykelini dikmelidir’ dedi. Yunanistan’ın eski Başbakanı Smitis, bu noktada önemli ölçüde görüşmelere katılmamakla, Kıbrıs Türk siyasi liderliğinin izlediği tavırla, güneyin tek yanlı AB üyelik sürecini kolaylaştırdığını açıklamıştır. Tüm bunlara bırakın cevap vermeyi, bu hadiseleri dahi UBP liderliğinin düşünmesi gerekmez mi? Yalnız bunu soruyorum. UBP liderliği 24 Nisan referandıumu nedeniyle bu referandumda ‘hayır’ oyu kullanan bir parti olarak bir bildiri dağıttı. Bu dağıttığı bildiri de ben ‘KKTC tanınsın’ diye bir ibare okumadım. UBP’nin dağıttığı resmi bildiride… Bu nasıl iştir? Kendinin bile kendi bildirisine yazmadığı, talep etmediği bir siyasetin bir hükümet tarafından bir cumhurbaşkanı tarafından izlenmiyor, diye eleştirisini yapmak hangi vicdana, hangi akla, hangi gerçeğe veya yiğitliğe sığar. Bunu kamuoyunun takdirine bırakıyorum.

“UBP Perez De Culer Belgesi’ni fesh mi edecek?”

Bir diğer nokta ise KKTC 1983’te ilan edildi. Kuruluş bildirisinin temel mantığı şudur; ‘KKTC’yi 1977-79 Doruk Antlaşmaları’ndaki federal çözüme güçlü ve etkili taraf olmak için ilan ediyoruz.’ Yani KKTC’yi 1977-79 Doruk Antlaşmaları’nın temeline dayanarak, ilanı yapılmıştır. UBP’ye şunu soruyorum; 1977-79 Doruk Antlaşmaları’nı ret mi ediyorlar? ‘Biz bu antlaşmaları istemeyiz, hükümet olursak tüm dünyaya deklere edeceğiz ve bu antlaşmaları fesh edeceğiz mi’ demektedirler. İkinci nokta ise, 1986’da KKTC meclisi Perez De Culer belgesini oy birliği ile  kabul etmiştir. Bu oybirliği içerisinde UBP liderliği de vardır. Bu resmi tez bütün dünyaya deklere edildi. Günümüzde de budur. Şimdi soruyorum, Milli dava nedir? 1974 öncesini bıraktım. Milli dava; bir halkın dünyaya deklere ettiği 1977-79 Doruk Antlaşmaları ile Kıbrıs sorununa çözüm olarak savunduğu tezler midir? 1986’da meclis kararının içerisinde oybirliği ile aldığı karar mıdır? 1983’te KKTC’yi ilan ederken, 1977-79 Doruk Antlaşmaları’na dayanarak, bu cumhuriyeti ilan ediyoruz tezi midir? Yoksa Tahsin Beyin ya da başkalarının bunların aleyhine söylediği sözler midir? Milli dava hangisidir? 24 Nisan 2004’te de bir halk yüzde 65’le evet demiştir. Buna karşı olabilirsiniz ama  kendi karşını, çoğunluğun belirlediği bir siyasetin karşısına milli dava diye çıkaramazsın. Bu kabul edilebilecek bir nokta değildir. Bir halkın, bir ulusun davası, o ulusun kendi içinde tartışarak, dünyaya o sorunun çözümü konusunda deklere ettiği tezdir. Bu tez, 1977-79 Doruk Antlaşmaları’na ve BM çözüm planlarına dayanmaktadır. Kıbrıs Türk halkı iki tane çözüm planını kabul etmiştir. Biri 1986 Perez De Culer Belgesi’dir, bunu KKTC oybirliği ile kabul etmiştir. İkincisi de 2004 referandumunda BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın oluşturduğu BM çözüm planıdır. Bunları kabul eden bir halkın karşısına çıkıp, milli dava bundan farklıdır diye konuşmak milliyetçilik değildir. Eğer milliyetçilik buysa UBP liderliği kendini büyük ölçüde günahlarından arındırmak için siyasi oruca götürmek zorundadır. Çünkü 1977-79 Doruk Antlaşmaları’nı hem imzalayan ve onaylayan kendileridir, 1986 Perez De Culer Belgesi’nde kendilerinin oyu vardır. Annan Planı’na ‘hayır’ dediler ama Annan Planı’nın görüşülmesinin 1977-79 Doruk Antlaşmaları temelinde 2002 başında görüşme sürecine hem de 2002’nin Haziranı’na kadar Birleşik Kıbrıs teziyle çözüm bulunması için evet diyen kendileridir. Ertuğruloğlu, bu temeli kabul ederek, Kopenhang’a gitti. 2002’nin sonunda olumsuz tavır takındı. Lahey’e yine gittiler orada elbette içeriğine itiraz ettiler ancak o temeli kabul ederek gittiler. Tüm bunları yapanların şimdi karşımıza çıkıp, milli dava bu değildir demelerini anlamak mümkün değildir. Eğer tüm bunlar günahsa, günahlardan arınmak için UBP liderliği siyasi oruca girmelidir. Bu orucu çokta uzatmalıdır.

 

 

 

YeniDÜZEN:DP ve UBP ile yeniden bir diyalog süreci gündemde. Bu konuda da hükümet ortağınız olan ve bu görüşmelere dahil edilmeyen Ögür Parti’nin bu diyalog sürecinden rahatsız olduğu iddiaları var.

Hükümet ortağınızla bu konuda görüş ayrılığınız  var mı?

SOYER:Tüm bu görüşme süreçlerimizi ortağımıza da aktarıyoruz. Onların da bilgisinde bu görüşmeleri yapıyoruz. Birşey gizlemiyoruz. Onlarda anayasa değişikliği ve diğer başka çalışmalarda katkılarını koymaya hazır olduklarını bize söylüyorlar.

“Gelişmeleri görmemek aymazlığın dik alasıdır”

YeniDÜZEN:Tüm bu tartışmaların ve eleştirilerin olduğu dönemde hükümet çalışmalarını ne durumda?

SOYER:Ülkemiz ekonomik olarak çok önemli bir gelişme trendi içerisindedir. Her bir gelişme pozitif hedefler yaratır. Ama kendi içinde sorunları ve sıkıntıları da vardır. Biz bunu hiçbir zaman güllük gülistanlık bir hadise olarak takdim etmiyoruz. Ancak burada bir kısım hadiseler vardır, bunun altını çizmek istiyorum. Eğer KKTC’de elektrik de çok büyük bir yatırım yapılmışsa, eğer şuan da süt üretiminin yüzde 50’si soğuk süt zincirinin içerisine girmişse, süt üretiminde teknoloji, yatırımlar, standartlar, artırımı yapılıp, pek çok müessemiz HACCP belgesi ve diğer uluslararası belgeleri almışsa, eğer ülkemizde yüzde 24 sabit sermaya yatırımları olmuşsa ve toplam olarak gayri milli hasıla 2.985 milyon eurodan 2 milyar euroya çıkmışsa buna göz kapamak ve yok saymak aymazlıktan başka birşey değildir. Bu işin gerçeğidir. Eğer 2003 yılına bir memurun ortalama maaşı 500 dolarsa ve bugün bu maaş 1400-1500 dolara çıkmışsa bunu görmemek herhalde aymazlığın dik alasıdır. Bugün turizm alanında olsun, üniversiteler sektöründe olsun, meydana gelen gelişmeleri görmemek bir aymalıktır. Ben bu gelişmeler var diye övünmüyorum. Bizim 3  yılda yaptığımız yolların toplam tutarı 30 yılda yapılan yollara denk düşmüştür. Eğer Geçitkale-Tatlısu arasındaki Akatu Boğazı artık Girne’den Mağusa’yı Girne ile İskele’yi 40 dakikada ulaşabilecek bir güzergaha düşürecekse, kuzey sahil şeridi yolu ilerleyebiliyorsa, Güzelyurt- Lefkoşa çift şerit anayolu gerçekleşiyorsa, yıllardır yapılmayan Dörtyol- Beyarmudu yolu büyük bir güzellikle orta yere çıkmışsa, bunu görmemek aymazlığın dik alasıdır. Burada Türkiye yardımlarının çok önemli bir payı vardır. Bu yardımları hükümet cari harcamalarda tüketmediği için bunları yapmaktadır. Ancak bir kısım mali sıkıntılarımızın olduğu da bir hakikattır. Çünkü dünden miras aldığımız çok önemli kamu harcamaları vardır ki bunları geri döndüremeyiz. Bu sıkıntıları aşmak için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Bu yalnız bizim değil bütün ilgili kesimlerin yapması gereken temel unsurdur. Bugün Kıbrıs Türk halkı düne göre daha iyidir ama yarın olması gereken nokta için de daha çok çalışmamız ve işlememiz gerekir. Temel hedef Malta’yı yakalamaktır. Onların yurtiçi gayri milli hasılatları 4 milyar eurodur. Böylece ülke ekonomisinin gelişmesini güneyle rekabet eder, yarışabilir Avrupa ile her alanda bütünleşebilir bir noktaya getirebileceğiz. Bu konuda da toplumsal akla, dayanışmaya ve fikir üretimine ihtiyacımız var. Örneğin sıkıntı var, diyenlerden ben AB ile ilişkiler, ekonominin düzenlenmesi, kamu bütçesinin şekillendirilmesi, yatırımların yönlendirilmesi ile ilgili hiçbir görüş okumuyorum. Bir partimizin şu açıklamasını okudum dedi ki; Emekçilerin talebi yerine gelmedi. Bir kısım UBP liderliğinin sözlerini okuyorum, şu talepler yerine gelmedi. Merak ediyorum, bu talepler nedir? Bu talepleri yerine getirmek için hangi kaynağı, nasıl geliştirip, nerden kesip, nereye ilave edecek ve bu kaynağı nasıl büyütüp, bu ilgili alanlara aktaracak. Bununla ilgili fikir, düşünce yoktur. İşte bu kuru gürültü ile sıkıntıların üstünden dans etmek kesinlikle siyaset olamaz. Muhalefette olduğum dönemde de söylediğim söz vardır; biber ağacına arı bile konmaz. Acıdan bal çıkmaz. Önemli olan acıyı ve sıkıntıyı aşacak enerjiyi, düşünceyi ve buna bağlı olarak planı, projeyi önermektir.

Post a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*