YENİ DÖNEM, YENİ KOŞULLAR

FIRSATLAR VE TEHDİTLER

AVRUPA VE ÇÖZÜM AÇILIMINDA POLİTİK TEZLER….

Yaşadığımız süreçte artık tek tek tüm insanlarımızın bireysel yaşamını  ve toplumumuzun siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel yapısı ile toplumsal varlığını doğrudan etkileyen Kıbrıs sorununda yeni bir konağa gelmiş bulunuyoruz.

Yıllardır süren Kıbrıs sorununda bu gün geldiğimiz noktada artık sorunun çözümü yönünde yeni parametrelerin oluştuğu bir gerçektir.Bu yeni durumun pek çok avantajı olduğu gibi önemli dezavantajları da vardır.

Bütün bunları dikkatli bir şeklide değerlendirmemiz gerekmektedir. Çünkü hala Kıbrıs’ta karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme ulaşılamamıştır. Bu nedenle Kıbrıs Türk Toplumunun siyasi eşitliğinde, Kıbrıs Rum Toplumu ile barış temelinde sentezleşecek bir Ortak Yurt ve Ortak Çözüm olgusu gerçekleşmemiştir.

Bu çözümsüzlük, yalnız Kıbrıs Türk Toplumunun toplumsal varlığını tehdit etmiyor.Bu ayni zamanda Kıbrıs’ta, Kıbrıs Rum Toplumunun içindeki hakimiyetçi anlayışı ve Kıbrıs Türk Toplumu içindeki ayrılıkçı anlayışları da tetiklemektedir. Böylece Kıbrıs’ta yeni gerginliklerin zeminini canlı tutmakta, ayni zamanda Türkiye-Yunanistan ilişkilerini olumsuz etkilemeye devam etmektedir.

Kıbrıs’ta bugün hala devam etmekte olan çözümsüzlük AB genişleme sürecinin sıkıntılarına ek yeni sorunları AB bünyesine taşımaktadır.

Akdenizin doğusunda Kıbrıs gibi stratejik bir adadaki çözümsüzlük ayni zamanda Orta Doğu gibi çok yönlü sorunların bulunduğu bölgemizdeki istikrarsız ortamın içinde çözülmemiş sorun olarak durmanın siyasi sıkıntıları da bölge ve dünya siyasi ilişikilerine taşınmaktadır.

Dolayısı ile Kıbrıs’ın AB üyesi olmasına ve ilk kez çözüme bu denli yaklaşmışken BM çözüm planına Kıbrıs Türklerinin “Evet” Kıbrıslı Rumların da “Hayır” dediği bu yeni durumu en sağlıklı şekilde ele almak gerekmektedir.

Ancak bu yeni durumu değerlendirirken ister istemez sorunun bu yeni konağa gelmesindeki etkenleri de kısaca ele almak gerekmektedir.

Çünkü günümüzde Kıbrıs Rum egemen güçlerinin hakimiyetçi bir yaklaşımla Kıbrıs Türk Toplumuna dönük geliştirmeye çalıştıkları davranışların sorumluluğunu üzerinde taşıyan Kıbrıs Türk egemen güçleri ile Türkiye’de bu çevrelerle birbirlerini destekleyerek var olan statükocu çevrelerdir. Bunlar   bu sorumluklarının bırakın özeleştirisini yapmaktan   kaçınmayı hala  kendi siyasetlerinin yol açtığı bu son durumu istismar ederek eski siyasi duruşlarına yeni zemin yaratmaya çalışmaktadırlar.

BUGÜNÜN ÇIKMAZI DÜNÜN YANLIŞ SİYASETLERİNDEDİR:

Yıllardır Kıbrıs Türk toplumu içinde, “çözümsüzlük  çözümdür” diye siyaset yapan Denktaş –  UBP anlayışı Kıbrıs Türk halkının bu günlere gelmesine yol açmıştır.1986’da KKTC Meclisi’nden oy birliği ile geçen ve Perez De Culeler çözüm belgesine onay veren Meclis kararına karşın, yıllardır iç siyasette çözümsüzlüğün sürmesi ve statükonun ekonomik, siyasi, moral avantajlarında dar partisel çıkarlar amacıyle yararlanmak hedefini taşıyan UBP liderliği, aşırı milliyetçi söylemlerle ve çözüm isteyen tüm insanlarımızı suçlayarak, dışlayarak, karalayarak toplum içinde belli bir konum elde etmeye çalışmıştır.

Bu bağlamda Perez De Culllar belgesinde bulunan ve kuzeyde %29 toprak kalacağı şeklindeki öneriye KKTC Meclisi’nde oy veren ve Kıbrıs konusunda karşılıklı al ver süreci içinde ele alınacak bu konuyu, yıllar itibarı ile “tek karış toprak verilemez” diye propaganda yaparak sözde karşı çıkan, buna dayalı bir siyasetle de oy sağlayan UBP liderliği, Denktaş’ın politikası ile örtüşerek dünyada Kıbrıs Türk halkının çözümsüzlüğün savunucusu halinde görülmesine sebeb olmuştur.

1999 AB’nin Helsinki zirvesinde kabul edilen ve Türkiye’nin de onayladığı ve böylece Kıbrıs sorunundaki mevcut parametrelerin yanına, sorunu temelden etkileyen AB üyeliği olgusunu, hem Kıbrıs’a, hem Türkiye’ye getiren ilgili karara  karşın eski politikada ısrar edilmiş ve bu yüzden Kıbrıs sorununun bu gün geldiği konağı belirleyen AB süreçlerinin Kıbrıs sorununda yaratacağı değişim görmezden gelinmiştir.

Denktaş-UBP zihniyeti bu siyasetini Türkiye’nin AB süreçlerine karşı olan Türk statükocu güçleri ile birlikte savunmuştur. Amaç hem Kıbrıs’ta çözümsüzlüğü sürdürmek, hem de Türkiye’nin AB üyelik olgusunu gerçekleştirmemekti.

Bu politika sonuç itibarı ile Kıbrıs Türk halkına dışta itibar kaybettirirken içte de demokratik, siyasi ve ekonomik gelişmemizi engellemiştir.

 KIBRIS RUM EGEMEN GÜÇLERİNİN GİZLENMESİ SAĞLANMIŞTIR….

Kıbrıs Türk toplumun içinde egemen güçlerin takip ettiği bu politika sonuç itibarı ile Kıbrıs Rum egemen güçlerinin kendilerini dünya kamuoyu önünde gizlemelerine yardımcı olmuştur.

Kıbrıs’ta iki bölgeli, iki toplumlu, iki toplumun siyasi eşitliğini içeren federal ilkelerdeki bir çözümü savunduklarını her platformda dile getiren Kıbrıs Rum egemen güçlerinin gerçekte hakimiyetçi bir anlayışla hareket ettiklerini, Denktaş UBP’nin birlikte savundukları “çözüm çözümsüzlüktür” siyaseti gizlemiştir.

Böylece Kıbrıs Türk egemen güçlerinin statükoyu çözüm gören yaklaşımları, Kıbrıs Rum egemen güçlerine gizlenme imkanı sağlamıştır.

GİZ PERDESİNİN DAHA DA KOYULAŞMASINA YOL AÇTILAR….

Kıbrıs Rum Egemen güçlerinin arkasına saklandıkları bu giz perdesinin daha da koyulaşmasını,  tüm dünyanın desteklediği BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın  Kıbrıs sorununu çözmek için 11 Kasım 2002 tarihinde taraflara sunduğu ve kendi adı ile anılan “Annan Planı”nı görüşmeyi ve  planın halkın referandumuna sunulmasını kabul etmeyen Denktaş-UBP çizgisi sağlamıştır.

Bu nedenle AB üyelik sürecinin getirdiği ve sorunu çözme yönünde şekillenen dış ve iç dinamiğin avantajları değerlendirilememiş ve sonunda Kopenhag ve La Hey’de bu önemli avantaj kaybedilmiştir. Böylece bu gün gerçek anlamı ile federal çözüme karşı ve Kıbrıs’ta güç ve egemelik paylaşımına özde karşı olduğu açık olan  Kıbrıs Rum egemen güçlerine, görüşmeden, tartışmadan  tüm Kıbrıs adına AB üyeliği sunulmuş ve Kıbrıs Türk halkının temsil edilmediği bir yapı, AB üyesi olmuştur.

GİZ PERDESİNİ KIBRIS TÜRK TOPLUMU KALDIRDI….      

Kıbrıs Türk egemen güçlerinin kendi bağnaz politikalarının yol açtığı bu giz perdesini,  2002 ve 2003 yılındaki güçlü demokratik ve barışcı mücadeleyi üreten ve bunun üzerinden de  14 Aralık seçim sonuçları ile iradesini ortaya koyan Kıbrıs Türk halkı ve onun demokratik dinamizmi kaldırdı.

14 Aralık seçimleri sonrası Çözüm ve AB sürecinde işbirliği yaptığımız partilerle birlikte KKTC Meclisinde çoğunluk sağlanamadı. Fakat CTP- BG sentezi halkımızdan aldığı destekle %35 oyla birinci parti oldu.

Bu yeni bir durumdu. Bu yüzden esas unsur olan ,  Kopenhag ile La Hey sonrası ortaya çıkan ve Kıbrıs’ın artık çözüm olmadan AB üyesi olduğu gerçeği karşısında, Denktaş-UBP çizgisinin Kıbrıs Türk halkına kaybettirdiği tarihi fırsatın bütünü ile yok olmaması ve bir an evvel BM Genel Sekreteri’nin nezaretinde görüşmelerin başlatılması gibi tarihi bir görevle  CTP-BG karşı karşıyaydı.

İşte bu nedenle süratle hükümet kurma görevi ile yüz yüze geldik. Bu tarihsel görevi BM Genel Sekreteri’nin görüşmeleri yeniden başlatmak için ön gördüğü şartları yaşama geçirmek hedefi olan bir hükümet oluşumu ile karşılamalıydık.

Genel Başkan’ımızın hükümet kurma görevini alması üzerine hemen bu şartları yaşama geçirmek hedefiyle  bir hükümet kurma çalışmalarına başladık. Bu çabada özellikle son durumu yeterince okuyamayan çözüm hedefi olan güçlerin hükümet kurma konusundaki isteksizliği ve birinci parti olarak CTP-BG’nin bu işi omuzlaması ve başaramaması halinde de dar siyasi öngörülerle eleştirilmesi gibi sığ yaklaşımların da var olduğu bir ortamda bizden farklı bir tutumu benimseyen DP ile hükümet kurma olgusu gündeme geldi.

Bu anlamı ile CTP – BG zor koşullara karşın yapıcı bir tutum izleyerek  DP ile bir koalisyon kurmaya ve çözüm yönünde ortak noktaları sağlamaya çalıştı. Bu koalisyon olgusu çeşitli suçlama ve yakıştırmalara karşın kuruldu.

Türkiye hükümeti ile de Annan Planı temelinde  yeniden görüşmelerin başlaması noktasında gerçekleştirdiğimiz yapıcı diyalog sonrası görüşmeleri başlattık. Sonuç itibarı ile görüşmeleri  sonuçlandıran ve en nihayetinde de Referanduma kadar giden süreç gerçekleşti..

İşte bu noktada yıllardır Denktaş-UBP iktidarlarının uzlaşmazlığı sayesinde derin bir giz perdesi arkasına saklanan Kıbrıs Rum egemen güçlerinin, Kıbrıs’ta karşılıklı kabul edilebilir bir  çözümü arzulamayan hakimiyetçi anlayışı, tüm dünyanın şaşkın bakışları arasında gün ışığına çıktı.

Yani giz perdesini Kıbrıs Türk halkının kuzeydeki statükocu yapıyı yıkması yırttı, parçaladı.

İSTİKRARLI POLİTİKAMIZIN DOĞRULUĞU ORTAYA ÇIKTI:

CTP-BG’ nin Kıbrıs sorunu konusunda federal çözümü tavizsiz savunan ve dile getiren politikasının ne denli doğru ve yurtsever bir temele dayandığı yaşadığımız bu sürecin sonunda ortaya çıkmıştır.

Yakın geçmişte gerçekleştirdiğimiz 17. Kurultay’ımızda (2.6.1999) Kurultay’ımızın kabul ettiği “Zor Koşullar ve Olağan Üstü Görevler: Politik tezler” isimli Kurultay kararımız ve 21.10.2001’de gerçekleştirdiğimiz 18. Kurultay’ımızda, Kurultay’ımızın kabul ettiği “Var Oluş Yolumuz” başlıklı Politik tezlerimizde dile getirdiğimiz Kıbrıs sorunun çözümüne dönük önermelerimiz,  çözüm için BM Genel Sekreteri’nin taraflara 2002 Kasım ayında sunduğu  plandaki değerlerle büyük oranda  örtüşmektedir.

1999 ve 2001 Kurultaylarımızda kabul ettiğimiz  Politik Tezler’de dile getirilen çözüm yolunu en nihayet halkımız Nisan 2004 referandumunda onaylamıştır.

Bu gün her CTP-BG’li, 1999 ve 2001 yıllarında gerçekleştirdiğimiz 17. ve 18. Kurultaylarımızda karara bağladığımız bu tezlerimize bakıp, CTP-BG’nin  halkımızın ve yurdumuzun geleceği ile ilgili doğru öngörüde bulunmanın haklı gururunu yaşamaktadır.

YENİ DÖNEMİN FIRSATLARI VE TEHDİTLERİ:

  1. TEHDİTLER:         

1- İçinde bulunduğumuz yeni dönemin en büyük dez avantajı 24 Nisan referandumundan sonra Kıbrıs Türk tarafının “Evet” demesine karşın, daha önce Denktaş-UBP iktidarlarının yanlış siyaseti yüzünden Kıbrıs sorunu çözümlenmeden güneyin hakimiyetçi yönetiminin tek yanlı olarak AB üyeliğine girmiş olmasıdır.

Bu gün güneyin tek başına AB üyesi olması, onlara AB içinde önemli bir hukuki avantaj sağlamaktadır. Daha evvel  zorunluluk İLKESİ temelinde 1964 tarihli BM Güvenlik Konseyi kararında yansımasını bulan Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’na aykırı olan hükümet yapısına karşın, Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin meşru hükümet kabul edilmesi olgusu ile bütünleşen bu durum, güneyin hakimiyetçi iktidarına, siyasi ve hukuki yeni avantajlar sağlamaktadır.

Bunlar Kıbrıs’ı Elen karakterli üniter bir devlete dönüştürmek arzusunda olan ve Kıbrıs Türk halkının politik eşitlik temelinde, 1977 ve 1979 Doruk antlaşmaları zemininde, iki toplumlu bir yapıda siyasi eşitlik içinde yer almamasını amaçlayan Kıbrıs Rum egemen güçlerinin bir avantajını oluşturmaktadır.

Bu yalnız Kıbrıs Türk halkının değil, ama Kıbrıs’ta karşılıklı kabul edilebilir bir çözümü amaçlayan Kıbrıs Türk ve Rum yurtseverlerinin  dezavantajını oluşturmaktadır.

2- Bir diğer dezavantaj da özellikle Kıbrıs Rum toplumu içinde sol güçlerin dar milliyetçi bir çizgi izleyen Papadopullos’un DİKO’su ile ittifak oluşturması ve milliyetçilik temelinde sivil toplumun üzerinde devletin egemen güçlerinin baskısının her yönden güçlü olmasıdır.

3- Kıbrıs Türk halkının zor ve çetin koşullara karşın verdiği mücadeleye denk düşmeyen bir sonuçla karşı karşıya kalması, çözüme ulaşamaması, Avrupa ve dünya ile  hala tam anlamı ile bağ kuramaması moral faktörü olumsuz etkilemektedir.

4- Çözüm sentezinde Annan Planı zemininde buluşan Kıbrıs Türk barış güçlerinin de şimdi yeni durum nedeni ile farklılaşma eğilimlerinin bulunması, kimi çözüm güçlerinin artık Annan Planı’na dönük ilgisizliği, bireyesel kurtuluş olgusunu kutsamaları ve 1960’a geridönüşü 1963 sonunda  gerçekleşen Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönük darbe sonucunu değerlendirmeden savunmaları.

5- Türkiye’nin AB sürecinde artık 25 ülke arasında güneyde Kıbrıs Türk halkının dışlandığı Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de etken olarak yer alması. Bu durum Türkiyenin AB süreçlerinde güneydeki hakimiyetçi anlayışla Kıbrıs Türk Toplumunun yer almayacağı ilişikiler kurmak zorunda kalacak olması.

6- Avrupa Parlamentosu’nda Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğüne bağlı olarak Kıbrıs Türk halkının temsil edilmemesi ve haklarımızın güneyin hakimiyetçi anlayışı tarafından gasp edilmesi.

 

  1. FIRSATLAR:

 

1- Bu dezavantajlara karşın önemli avantajları da bu yeni durum bize sağlamaktadır. Bunların başında da Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs’ta çözüm istediğini kanıtladığı demokratik dinamizmi ve 24 Nisan Referandumundaki iradesi gelmektedir.

2- Kıbrıs Türk halkının siyaseten haklılığını belgeleyen  önemli uluslararası dökümanlar bize yeni imkanlar sunmaktadır. Örneğin BM Genel Sekreteri’nin 24 Nisan sonrası BM Güvenlik Konseyi’ne ve sonra da BM Genel Kurulu’na sunduğu rapor bunlardan biridir.

Bu raporda BM Genel Sekreteri açıkça Kıbrıs Türk halkının adanın birleşmesi için gösterdiği iradeye işaret etmektedir. Sayın Genel Sekreter bu rapora dayanarak dünyaya Kıbrıs Türk halkı üzerindeki izolasyonların kaldırılması çağrısını yapmaktadır.

3- Bu bağlamda özellikle Kıbrıs Rum egemen güçlerinin sorunun çözümünün BM zemininden çıkartılıp, AB zeminine alınması yönünde 1 Mayıs’ta çözüm olmadan Kıbrıs’ın AB üyesi olması nedeniyle gerçekleştirdiği çabalara karşın, başta AB olmak üzere, dünya siyasi merkezlerinin sorunun çözüm merkezinin BM zemini olmasına dönük kararlılığının sürmesi önemli bir kazanımdır.

4-     Bunun yanı sıra ilk kez AB üyesi olmuş bir ülkenin kendi içindeki iç ticaretin nasıl yapılacağına dair kuralların bir  Tüzüğün esaslarına bağlanması; (Yeşil Hat Tüzüğü) ve bunun AB tarafından ilan  edilmesi.

5-  Bu,  Kıbrıs’ın bütününde tüm Kıbrıs adına AB’ye üye olduğunu iddia eden güneydeki yönetime “sen Kıbrıslı Türklerin hükümeti değilsin” anlamını taşıyan bir AB belgesidir. Gerçekte Yeşil Hat Tüzüğü Papadopullos yönetimin tam bir siyasi yenilgisidir. Bu tüzüğe bağlı olarak kuzeyden güneye, güneyden kuzeye hangi limandan girdiğine bakmaksızın insan hareketinin serbest hale gelmesi.

6-     Ayrıca AB  Konseyi’nde ve Komisyon’unda çeşitli zorluklara karşın ve hala bir karara bağlanmamış olmasına rağmen, AB organlarında tartışılan “Mali Yardım Tüzüğü” ve “Doğrudan Ticaret Tüzüğü”nün Kıbrıs Rum egemen güçlerince hala ortadan kaldırılamaması.

7-      AKPA’da  Referandum sonrası Kıbrıs Türk toplumunun “Evet” demesinin selamlanması ve en nihayetinde Kıbrıs Türk Toplumunun bu uluslararası arenada temsil edilme durumunun karara bağlanması.

8-     Kıbrıs Türk halkının 24 Nisan referandumunda kuzeydeki statükoya artık yeter demesi ve 24 Nisandan sonra da ayni kararlılığını artırarak sürdürmesi.

9-     Kıbrıs Rum halkı içinde 24 Nisan Referandumunda “Evet” oyu kullanan azınlığın yanısıra bu duruma dönük sorgulama ve yeni değerlendirmelerin artması.

10-Türkiye’de, Türkiye’nin AB sürecinin önünün açık bir hale gelmesi ve Türkiye halkının daha fazla oranda Türkiye’nin AB üyelik sürecini desteklemesinin yol açtığı siyasi yeni iklimin etkisi ile Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün sürmesini savunanların siyasi etkisinin azalması.

11-Dünya ve Avrupa düzeyinde pek çok ülkede, 24 Nisan sonrasında o güne kadar Kıbrıs politikasında belirlenen siyasi değerlendirmelerin, Kıbrıs Türk halkının, Kıbrıs’ın birleşmesi yönünde kararı ile yeni bir değerlendirme ihtiyacı içine girmesi ve Kıbrıs Türk halkına dönük bakış açılarını değiştirme çabaları. Ayrıca Avrupa’nın pek çok siyasi eğiliminin Kıbrıs’ta çözümü savunan Kıbrıs Türk halkının haklı durumunu dile getirmesi ve dünya ile Avrupa medyasında bu alanda pek çok düşüncenin açıktan dile getirilmesi….Örneğin Yeşillerin bu alanda gerçekleştirdikleri açıklamalara pek çok AP milletvekilinin ve değişik ülkelerin parlementerleri ile sivil toplum örgütü yöneticilerinin son duruma dair değerlendirmeleri….

 

TAKİP ETMEMİZ GEREKEN SİYASİ HAT:

Yeni durumun önümüze serdiği siyasi fırsatlara ve tehditlere dayanarak, Kıbrıs’ta   iki toplumun siyasi eşitliğine dayalı  1977 ve 1979 Doruk antlaşmalarının ışığında, Kıbrıs sorununun BM Genel Sekreteri’nin insiyatifi temelinde çözülmesi için gereken tüm çabayı istek ve iradeyi göstermeliyiz.

Bu bağlamda Kıbrıs’ta sorunun çözümü yönünde bir an evvel görüşme sürecinin başlaması gerektiğinin altını ısrarla çizmeliyiz. CTP-BG olarak 24 Nisan’da halkımızın Referandumda verdiği yüzde 65 “Evet” oyuna bağlıyız.

Bundan asla şaşmayacağız. Bu temelde Kıbrıs Rum tarafının bir an evvel görüşme sürecine gelmesi ve Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitliğini, kimliğini ve konumunu çözümün esas unsurlarını oluşturan Annan Planı’nın temel felsefesi ve değerlerini sarsmayacak önerilerini masaya sunması gerekmektedir.

Görüşmelerin başlaması için ayni zamanda uluslararası insiyatifin ağırlığını koyması ve görüşme sürecinden kaçan güneyin hakimiyetçi yönetiminin bu anlamda görüşmeler yönünde teşvik edilmesi için gereken tüm çabaları göstermeliyiz.

Kıbrıs Türk halkının adanın Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti temelinde yeniden birleşmesi siyasetine bağlı hareket ettiğini her alanda dile getirmeliyiz. Bunu izleyeceğimiz siyasi hatla da kanıtlamamız gerekmektedir.

Bu bağlamda özellikle AP, AB ve diğer uluslararası kuruluşlara ve dünya ve Avrupa medyasına Avrupa’nın sivil toplum örgütleri, iş ve sendikal çevreleri ile aydınlarına dönük olarak Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs’ın siyasi eşitlik temelinde birleşmesinden yana tavrını yaygın alarak anlatmak çabalarını yükseltmemiz gerekmektedir. Ayni zamanda BM’ye dönük girşimleri de artırarak sürdürmeliyiz.

CTP-BG olarak Kıbrıs Türk halkı arasında yaygın örgütlenme ve aydınlatma çalışmalarımızı sürdürürken yakın geçmişimizde yeralan ve partimizin de büyük katkı koyduğu B.M.B.P ve Ortak Vizyon olgularının yarattığı en geniş demokratik sentezin temel meselemiz olan Kıbrıs sorunu konusunda günümüz gerçekleri temelinde daha da genişleyen ve günümüzün ihtiyaçlarına cevap veren ilkeli ve Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitliği ile 1977 ve 1979 doruk antlaşmaları ve 24 Nisan iradesi temelinde yeni demokratik atılımlar içine girmesi için elimizden gelen tüm gayreti göstermeliyiz.

İZOLASYONLARIN KALDIRILMASI  VE ÇÖZÜM DİNAMİĞİ:

Görüşme sürecini yeniden başlatmak için istek ve tavır sergilerken ayni zamanda da Kıbrıs’ta özellikle BM Genel Sekreteri’nin BM Güvenlik Konseyi ile Genel Kurulu’na sunduğu raporunda  dile getirdiği izolasyonların kaldırılması talep ve siyasetini her alanda ileri götürmeliyiz.

Bu talebi ileri götürmek istememizin nedeni yalnızca Kıbrıs Türk halkı üzerinde artık BM Genel Sekreteri’nin de vurguladığı gibi izolasyonların sürmesinin ne vijdani, ne de mantıki bir yanı olmaması değil, ayni zamanda Kıbrıs  sorununun çözüm sürecine de son derece olumlu bir etki yapacağı aşikar olduğu gerçeğinden hareket etmemizdir.

Özellikle Kıbrıs Rum egemen güçlerinin Kıbrıs sorununun çözümsüz kalmasında kendi egemenliklerinin Kıbrıs Türk halkına dayatılmasında sahip oldukları bu durumun çözümsüzlüğü sürdürmelerinde en temel dayanak noktaları olduğu açıktır.

İşte bundan ötürü bunun değişmesinin çözüm dinamiğini pozitif olarak etkileyeceğini de unutmamak gerekir.

İzolasyonların kaldırılması çözümün en temel zemini olan Kıbrıs Türk halkının Avrupa ve dünya ile ekonomik buluşmasını getireceği açıktır. Bunun yanısıra Kıbrıs Türk halkının içinde statükonun sürmesini sağlayan kapalı ekonomik ilişkileri aşıp, bizi dünyanın ve Avrupa’nın ekonomik değerleri ile ilişki içine sokması ile kuzeydeki demokratik yapılanmayı geliştirip,  sivil toplum temelini de ilerleteceği bilinmektedir.

Bu ayni zamanda Kıbrıs Türk halkını ekonomik ve demokratik olarak çözüme hazırlayacağı ve Kıbrıs ekonomisinin bir bütün olarak entegrasyonunu hızlandırıp, sonuç itibarı ile Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ve ortak vatan temelini sağlamlaştıracaktır.

İzolasyonların kaldırılması, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü koşullarında tek yanlı olarak Kıbrıs’ın AB üyesi olması nedeniyle günümüzde artık Kıbrıs Türk halkının her açıdan varlığını sarsma tehlikesi taşıyan Kıbrıs’ın Türkiye ile Gümrük Birliğine girmesi nedeniyle Türkiye ile güneydeki ekonominin ilişki geliştirmesi ve Kıbrıs Türk halkının aynı ekonomik ilişkiden yararlanamaması gibi önemli bir başka sorunun da aşılmasını getirecektir.

İzolasyonların kaldırılması ve Yeşil Hat Tüzüğü’nün de gelişmesi ile kuzey ile güney arasındaki ekonomik ilişkileri, hakim olanla, teslim alınmak istenenin, dar çekişmeci ilişki düzeyinden çıkaracağı ve en sonunda da gerçekten “Ortak Vatan”ın, “Ortak Ekonomik Yaşamın” gelişmesine katkı sağlayacağı aşikardır.

Bunun gerçekleşmesi ile her iki taraftaki statükocu anlayışların gerileyeceği ve çözümün dinamiğinin geri dönülmez bir şekilde ilerleyeceği sır değildir.

ÇÖZÜM SİYASETİNE BAĞLI ÇABALAR:

Çözüm siyasetini ilerletecek olan en temel noktalardan bir tanesi de Kıbrıs Rum Toplumuna dönük yaklaşımdır. Referandum sonrasında özellikle CTP-BG-DP koalisyon hükümetinin arka arkaya aldığı karalar vardır. Geçiş prosödürünün pasaport şartından çıkartılması, Karpazdaki Kıbrıs Rum Ortaokulu’na izin verilmesi, Maronit azınlığa dönük önlemler, Ay Mamas töreni vs gibi tedbirler oldukça önemlidir.

Bu tedbirleri hükümet aldıktan sonra özellikle Papadopullos yönetimin iki toplum arasındaki ön yargıları yıkmak yönünde atılan bu adımlara dönük olarak takip ettiği negatif tavır çok dikkat çekicidir.

Bu bakımdan iki toplum arasında sınır kapılarının açılmasından sonra başlayan doğrudan temasın yarattığı olanakları değerlendirerek şimdi bu önyargıların yıkılması yönünde daha yaratıcı çabalar harcamak gerekmektedir.Yeni sınır kapılarının açılması için atılan adımlardan olan Aşağı Bostancı sınır kapısının dayatmacı bir anlayışla açılmaması için güneyin takındığı tavrı aşarak yeni geçiş kapıları için üzerimize düşeni yapmalıyız.

Her iki toplumun artık AB üyeliği koşullarında genç insanlara dönük bir ötekini dışlayan ve kötü tanıtan eğitim sisteminin ele alınması gerekmektedir. Özellikle gözlemlediğimiz bir gerçek olan Kıbrıs Rum gençlerinin konformist bir yapının da desteğinde, halklar arasındaki dostluk kültürüne yabancı durması ve milliyetçi bir etki altında bulunması gerçeğini dikkate alarak eğitim sistemlerinin düşmanlık üreten yanlarının törpülenmesi amacıyla, AB değerlerinin avantajını da kullanarak gereken çalışmaları yapmalıyız.

İki toplumun arasındaki ilişkileri azınlık, çoğunluk kültüründen çıkartacak olan yeni tür anlayışlara ulaştırmak için, iki toplumun aydınları, sivil toplum örgütleri, siyasi partileri, basın ve yayın kuruluşları arasındaki ilişkilerin yapıcı diyaloglarla gelişmesine gereken desteği ve ilgiyi göstermeliyiz.

KIBRIS’TA TOPLUMLARARASI GÜVENİ GELİŞTİRMEK:

Kıbrıs’ta güvenin daha da gelişmesi için iki bölgelilik ve iki toplumluk esasını dikkate alan Annan Planı’na dayalı bir çözümü destekleyen halk olarak özellikle çözümün önemli bir unsuru olan mal mülk meselesi ile ilgili ayni zamanda her iki toplumun güvenlik ihtiyacını gözeten yeni tedirlerin üretilmesi için gereken düşünceleri üretmek yönünde çaba harcarken bu güven yaratacak tedbirlerin hiç bir zaman bütünlüklü bir çözümün yerine geçmemesi temel ilkesini gözetmeliyiz. Bu bakımdan özellikle bir kısım tedbirlerin tartışılmasında buna çok dikkat etmeliyiz.

Kıbrıs Rum toplumuna dönük güven yaratmak çabalarını sürdürürken ayni zamanda Kıbrıs Rum toplumunun demokartik güçlerine de güvenin diğer yanının da Kıbrıs Türk toplumuna dönük güven yaratmak olduğunun altını çizmeliyiz.

Bu bağlamda özellikle Kıbrıs Türkleri ile egemenliği paylaşmama gibi bir tavrı sergileyen ve bizi ekonomik ve siyasi bakımdan baskı altında tutma eğilimini gün ışığına çıkartan Rum egemen güçlerinin siyasetine dönük olarak da onların da gerçekleştirmesi gereken tavırlar olduğunu sürekli gündeme getirmeliyiz.

TÜRKİYE İLE İLİŞKİLER:

Kıbrıs sorunun çözüm sürecinde Türkiye ile ilişkiler çok önem taşımaktadır. Bu bağlamda Kıbrıs sorununun çözüm süreci ile Kıbrıs’ın AB üyeliği ve Türkiye’nin AB sürecinde ilerleme hedef ve arzusunun yarattığı dinamiğin önemi yaşadığımız üç yıl içinde kendini göstermiştir.

Bu bakımdan Türkiye’nin AB üyeliği hedefi ile hareket eden Türkiye halkı ile Kıbrıs’ta siyasi eşitlik temelinde çözüm hedefini taşıyan Kıbrıs Türk halkı arasında çok önemli bir çıkar birliktenliği vardır.

Bu temel çıkarlardaki birliktenliği ortak çıkarlar temelinde ilerletmek gerekmektedir. Kıbrıs’ta çözümün ertelenmesi ve Türkiye’nin AB üyelik sürecinin ilerlemesi bir biri ile çakışmamaktadır. Bu ne Türkiye halkına ne de Kıbrıs Türk halkına yarar getirmez.

Çözümsüzlük şartlarında AB’den görüşme tarihi alacak olan Türkiye’nin çözümsüzlüğün iddialı taraflarından olan ve bunu her alanda kendi hakimiyetçi anlayışı ile devam ettirmek amacında olan güneyin egemen güçlerinin dar milliyetçi hedefleri ile bu süreçte ilerlemek azminde olan Türkiye’nin  devamlı çelişki içinde olacağı aşikardır. Bunun ne bölgeye, ne Kıbrıs’a huzur getirmeyeceği ise açıktır.

Üstelik böyle bir sonucun Kıbrıs Türk halkını derin bir açmaza sokacağı da biliniyor. Bundan ötürü Kıbrıs sorununun çözümü gerçeği, Türkiye’nin tarih alması ile   gerileyecek bir  mesele değil, ama aksine daha da kendini gösterecek olan bir talep olacağı aşikardır.

Bu bakımdan Türkiye ile Kıbrıs sorunun çözümü yönünde ortak çıkarlara dayalı ilişikilerin geliştirilmesi önem taşımaktadır.

Türkiye hükümeti ile ortak çıkarlara dayalı sağlıklı ilişkileri geliştirirken ayni zamanda Türkiye’nin AB üyelik sürecini destekleyen Türkiye’nin iş ve sendikal çevreleri, sivil toplum örgütleri, aydınları ve medyası ile ilişkileri ortak çıkarlara dönük ve Kıbrıs sorununun çözümü ve AB dinamiği bağlamında artırarak sürdürmeliyiz.

ÇÖZÜMÜN İÇ DİNAMİĞİ :

AB’YE UYUM, EKONOMİK GELİŞME, SOSYAL REFAH, SİVİLLEŞME, DEMOKRATİKLEŞME ve ADALET:    

Kıbrıs sorunun çözümü yönünde içte ve dışta Kıbrıs sorununa dönük çalışmalar içinde bulunurken bu çözümün kendi iç dinamiğindeki en önemli unsur olan  Kıbrıs Türk halkının ekonomik, demokratik, sosyal yönden gelişmesi ve adalet ruhunun güçlenip kendine dönük güvenin var olma devinimi içinde ilerlemesi gerekmektedir.

Bu bakımdan statükonun sürmesi için yıllar itibarı ile Kıbrıs Türk halkını ekonomik bakımdan üretken olmaktan kopartan, ekonomik akıldan uzak yapının değişmesi  ve eski ekonomik temeli bütünleyen anti- demokratik yapısı olan devlet düzenlenmesinin tam bir reforma tabi tutulması gerekmektedir.

Bundan ötürü sivil toplumun ve halkın siyaset alanının genişlemesi temelinde etkinliğin artırılması şarttır.

Önümüzdeki en temel görevlerden bir tanesi de devletin ve toplum yapısının hayatın her alanında sivil ve demokratik bir yapıya kavuşması için Kopenhag kriterlerine göre bir reform programının uygulanması gerekmektedir.

Polisin sivil otoriteye bağlanması gibi en temel taleb doğrultusunda çalışma yapılırken, sivilleşme olgusunun yalnız bu taleple sınırlı olmadığı gerçeği ile sivilleşmenin her alanda gelişmesine ve Kıbrıs Türk halkının kendi kaderini tayin etme hakkına ulaştığı 24 Nisan’ı yaratan halk dinamiğinin önünün her alanda açılması gerekmektedir.

Kamu yönetiminin artık yurttaşı sıkıntıya sokan ve hantal devlet yapısı çerçevesinde yurttaşın günlük yaşamında sorunları çözme yönünde şikayetlerini yaratan unsurları değiştirmek maksadı ile kamu yönetiminde tam anlamı ile yeni bir yapı sağlamak ve devleti her yönü ile yeni bir yapıya kavuşturmak, ona teknik devlet özelliği getirmek asli görevimizdir.

Sağlık  ve Eğitim alanlarında yeni koşulları karşılayacak reforumlar içine girmek ve insanı merkeze alan bir anlayışla, kamu – özel karmaşası değil, bu alanda kamu ve özelin kaynaklarının akılcıl ve karmaşaya yol açmayacak şekilde toplumun daha sağlıklı ve daha eğitimli bir noktaya ulaşması için gereken tüm çalışmaları şekillendirmek gerekmektedir.

Ekonominin rekabet kabiliyetini artırmak, üretken kılmak ve tüm sektörlerde gereken dönüşümleri yerine getirirken, kaynakların ekonomiye yatırım olarak  girmesi için yatırım iklimini olumlu şeklide düzenleyen vergi, faiz vs gibi ekonomik değerlerin yerli ve yabancı yatırımcının girişim kabiliyetini cezbedici şekilde gündeme getirmemiz gerekmektedir.

Yatırımcının önünü açarken, çalışanların Avrupa Sosyal Sözleşmesi’ne göre yaşam ve çalışma kalitesindeki konumlarını düzenlemeye önem vermek ekonomik gelişmenin birbirinden kopmaz parçasıdır.

En büyük sorun olan istihdam sorununu yeni yatırımlarla azaltacak ve herkese iş; aş hedefi ile bunu düzenlemeye çalışırken, kamunun cazibe merkezi olmaktan çıkması için tek tip sosyal güvenlik konusunu gündemin önüne almak gerekmektedir.

Kıbrıs sorununun çözümü için irade ortaya koyan, Kıbrıs Türk halkı Kıbrıs’ın karşılıklı kabul edilebilir bir çözümde askersizleştirilmesi siyasetine de “Evet” demiştir. Fakat güneyin egemen güçlerinin bağnaz politikası yüzünden buna geçemedik. Bu bakımdan çözüm gelene kadar olan sürede güvenlik ihtiyacını göz ardı etmeden, bu alanda gençlerin ve halkın karşı karşıya kaldığı sorunları en aza indirgemek için gereken çalışmaları yapmak hedeflerimiz arasındadır.

Basın özgürlüğü alanında ilkeli tavırların gelişmesi  ve bu alanda atılan adımların daha da ilerletilmesi için gereken yapılırken, ayni zamanda da özel radyo ve televizyonların, yazılı basının gelişip güçlenmesi ve bağımsızlığının artması için de gereken çalışmaların yapılması düşünülürken bu alanda basın emekçilerinin de güvence ve çalışma koşullarının ele alınması gerekmektedir.

Comments are closed.